Derbide olan anlaşılmaz olaylardan sonra medyada, internette herkes kendi kafasına ya da çıkarına göre yorumlar yaptı, kurallar icat etti falan filan..
Ortada bir gerçek var o da yıllardır hakemlerin beceriksizliği ya da kötü niyetleriyle, yöneticilerin cahilliği sayesinde Türk Futbolu her fırsatta sözü edilen marka değerini bir türlü dünyaya gösteremedi. Üstelik son zamanlarda dünya ve avrupa 3.sü olmamıza, UEFA ve Süper Kupa’yı kazanmamıza rağmen..
Aman dikkat Bilica!
Hakemlerin gözünün önündeki pozisyonu çalmaya korkarsa, Kulüp başkanların her fırsatta etrafa tehditler savurursa, elalemin 3.sınıf topçularını dünya yıldızı diye omuzlarda taşıyıp transfer edersen ve bunların üstüne hala marka değeri, futbol kalitesi gibi laflar edebiliyorsan sana millet kıçıyla güler!
Son maçta da öyle oldu zaten, maçı yayınlayan avrupa kanallarında ‘hakemin ne yapmaya çalıştığını anlamadık’ diyen yorumcuların kafasında nasıl bir ‘Türk Futbolu’ imajı oluştu acaba!? (daha fazla…)
En sevdiğim gruplardan Kurban’ın yeni albümünü aylardır bekliyordum. Sürekli ertelenen albüm nihayet çıktı! Hatırlıyorum da Kurban Bayramına kaldı falan diyorlardı zamanında, bi ara aralık dediler sonunda geçde olsa albüme kavuştuk. Henüz yeni yeni hazmediyorum albümü, zaten bir seferde anlaşılıp sevilecek bir albüm değil. Diğer Kurban albümlerinden farklı olarak daha sert ve dinledikçe seveceğiniz hatta bayılacağınız bir albüm.
Eğer Kurban’ın baştan beri dinleyicisiyseniz bu albüme alışmanız biraz zor olabilir, hatta ilk dinlediğinizde benim gibi şaşırabilirsiniz, çünkü (daha fazla…)
Google’da herkes çalışmak ister diyorsanız haklısınız, ama yine de ortamı görmeden konuşmamak lazım. Mesela geçenlerde koskoca Rockstar’ın elemanlarını çok kötü şartlarda çalıştırdığı, 3 günde bir ekmek verip sırtlarından meşe odununu eksik etmediği ortaya çıkmıştı. Bize GTA gibi bitmeyen bir oyunu sunan elemanları biz bir elleri yağda diğeri balda, binbir güzel etrafta bir ortamdalar sanıyorduk ama yanılmışız.
Aşağıdaki fotoğraflar Google’ın yeni Zürih Ofisi. Google’ın başarısında bu çalışma şartlarının payını hesaplayın!
İtalyan şarkıcı Adriano Celentano yabancıların kulağıyla İngilizce’nin ne menem bir şey olduğunu göstermek için uydurma sözlere sahip bu şarkıyı 1972 yılında bestelemiş(!) Sözler ingilizce bilmeyen birisinin konuşmayı nasıl anladığını gösteriyor. Şarkının ismi Prisencolinensinainciusol ise “evrensel aşk” anlamına geliyormuş, tabii Celentano abimizin kafasında:)
Bazı kişilerin her konuda ahkam kesip bildikleriyle övünmesi ama iş dini konulara gelince aptala yatma numaralarını anlamıyorum. Bunun son örneğini milli idolümüz Hülya Avşar yapmış. Haberi alıntılıyorum:
Merhum Cem Karaca’nın eşi olan İlkim Karaca, bir süre önce Hristiyanlığa geçtiğini açıklamıştı. Habertürk’te Hülya Avşar’ın programına konuk olan Karaca, Ortodoks olan kayınvalidesi Toto Karaca’nın mezarına gömülmek isteğinin dışında, İslamiyet’te öldükten sonra yakılmanın olmaması nedeniyle de Hristiyan olduğunu ifade etti. Sonuçta herkesin tek bir Tanrı’ya inandığını ve bütün dinlerin ondan geldiğini ifade eden Hülya Avşar ise, din değiştirmek konusunda önyargılı düşünmediğini belirtti. “Din değiştirmenin o kadar olağanüstü, insanları şaşırtacak bir şey olduğundan yana değilim. Aşkım için ben de dinimi değiştirebilirim, inandığım için değiştirebilirim” diyen Hülya Avşar, din değiştirmenin o kadar korkunç bir şey olmadığını savundu. Televizyon Gazetesi’nin haberine göre; kendisinin kiliseye de gidip dua ettiğini belirten Avşar, İslamiyet’teki semboller gibi Hristiyanlığın sembolü olan haçın da çok güzel bir sembol olduğunu iddia ederek, şöyle devam etti: “O haçı bir kere taktım diye olay oldu. Çok hoşuma gider mesela o sembol. Takamıyorum yanlış anlaşılmasın diye. Benim her dine saygım sonsuz.” Avşar kızı, din değiştirmenin Allah değiştirmek anlamına gelmediğini söyleyerek, din değiştirilmesine karşı önyargıları da anlayamadığını sözlerine ekledi.
Haberi okuduktan sonra aklıma baya soru takıldı. Keşke Hülya hanım cevap verebilse bunlara..
1. Eğer müslümansan -ki din değiştirebilirim dediğine göre müslümansın hala- nasıl başka dinlerin de İslam’dan farkı olmadığını söyleyebiliyorsun?
Böylelikle İslam’ın daha 1.kuralını çiğnemiş olmuyor musun?
2. Müslüman olduğuna göre kitabın da Kuran-ı Kerim. Yani inanıyorum dediğin Allah’ın emirleri,sözleri. Allah Kuran’da “Benim indimde tek (geçerli) din İslam’dır.” derken sen nasıl iki dinin de Allah’ı bir diyebiliyorsun?
3. İslam’ın ve müslümanların tek ibadet yerinin camii olduğu bilindiğine göre ve sen de müslümanım dediğine göre neden ve niye kiliseye gidiyorsun?
4. “Çok güzel bir sembol” dediğin haçı takmanın İslam’a göre dinden çıkma anlamına geldiğini bilmiyecek kadar cahil misin?
5. Bu açıklama ve inançlarınla ne İslam’a ne de Hristiyanlığa bağlı olamayacağını dolayısıyla ne müslüman ne de hristiyan olmadığının farkında mısın?
6. Dünyada hangi din olursa olsun hepsinin ortak bi noktası vardır. Her din sadece kendi inancını doğru kabul eder. İslam’a göre müslümanlar, Hristiyanlığa göre hristiyanlar, Yahudiliğe göre de yalnızca Yahudiler kurtuluşa ereceklerdir. Yani senin içinden gelen hümanizmle – ya da ilgi toplama çabanla- şakıdığın ” Bütün dinler güzeeelll” nakaratlarının hiç bir din nezdinde bir değeri yoktur.
Tabii bütün bu lafları, “Epeydir sesim çıkmıyor, millet beni unutacak aman ters bir laf edeyimde sazan gibi atlasın herkes ben de 1 ay yerim bunun ekmeğini” niyetiyle yaptıysan diyecek lafım yok. Bana bile yazı yazdırdın yani Bu memlekette geçer bir yöntem bu ama papaz da her zaman pilav yemezmiş.
Bu arada son olarak İlkim Karaca’nın din değiştirme nedeni de dikkatimi çekti doğrusu. Allah aşkına kaynananın yanına gömülmek ve öldükten sonra yakılmak istediğin için din değiştirmenin biri bana mantığını açıklasın! Eğer bu kadar basit şeyler için dininden vazgeçebiliyorsan o zaman sen zaten müslüman değilmişsin ki! Yani ortada bir din değiştirme durumu yok, dinsizlikten bir dine geçiş var sadece.. Bazı ünlü kişilerin neden gerçek dini inançlarını sakladıklarını da anlamıyorum. Ateistsen ateistim de, deistsen deistim de kim karışıyor senin inancına? Neyse, son sözüm şu; Sırf maddi çekincelerle, halk beni dışlar ekmeğini yiyemem sonra gibi alçakca hesaplarla insanları aldatmayın,içinizde ne varsa dışınıza vurun, sabetaycılık yapmayın!
1 dakikada neler oluyor? Neler olmuyormuş ki! 250 bebek dünyaya geliyor ve 113′ü maalesef yoksulluğa merhaba diyor. 15 bebek de doğuştan özürlü.
Ortalama bir Amerikan ailesi 9.6 cent, dünyanın herhangi bir yerindeki bir aile 1.3 cent kazanırken Oprah Winfrey tam 523 doları cebine indiriyor. Nike fabrikasında çalışan bir Vietnam’lı dakikada 1 cent bile kazanamazken, Nike aynı anda 36.505 dolar kar ediyor. Biz deprem ne zaman gelecek diye beklerken her dakika 5 deprem dünyayı sallıyor. Ve 107 kişi aramızdan ayrılırken ne acıki bunların 18′i aç olarak ölüyor. Yani “1 dakika” aslında çok şeyi sığdırıyor içine..
Ben oynardım lise’deyken. İyi de vururdum topa, servislerle alırdım maçı o derece yani. Hazır laf açılmışken burdan lise’de bana yenilipte hala kola ısmarlamayan arkadaşlara selam yolluyorum. Bu arada video müthiş!
Video hata veriyorsa üzerine tıklayıp Vimeo’da izleyebilirsiniz.
Sinan Bolat enteresan bir kaleci. Kritik durumlarda yaptığı kurtarışlarla ve şimdi de attığı tarihi golle farklılığını ortaya koydu. Sinan AZ Alkmaar ile oynadıkları maçta son dakikada attığı golle takımını Avrupa Ligi’ne, AZ’yi de evine yolladı. Şampiyonlar Ligi’nde penaltılar dışında gol atan ilk ve tek kaleci olarakta tarihe geçti tabii. Bu Sinan’ın ilk kahramanlığı değil ama.
Mayıs ayında Belçika Ligi’nin son haftasına Standard Liege ve Anderlecth aynı puanla girmiştir. Anderlecht Genk karşısında kazanır ve Liege’in şampiyonluk şansı için tek çıkar yolu Gent’i yenmektir. 92. dakikaya kadar da 1-0 öndedirler ama ne olursa o dakikadan sonra olur. Ceza sahasındaki bir pozisyonda hakem penaltı noktasını gösterir ve Gent penaltı kazanır. Tabii tüm Standard Liege taraftarları,futbolcular,teknik heyet yıkılır. Şampiyonluğun Anderlecht’e gitmesi an meselesidir. Ama unuttukları bir şey vardır, o da kalede Sinan’ın olduğu… Devamını ben değil video anlatsın..
Geçen Forum İstanbul‘a gittim. Aslında IKEA‘ya gidiyordum ama zaten iç içelermiş. Birine girip birinden çıkabiliyorsun. Tabii ben bunu bilmediğim için dışarı çıkıp IKEA’nın kapısını aradım. Nasıl becermişler bilmiyorum ama koskoca IKEA’nın doğrudürüst girişi yok. Ya da ben bulamadım.Garaj tarafında yürüyen merdivenlerden çıktım bende.
Forum İstanbul dedikleri gibi baya büyük ama enine büyük. Git git bitmiyor. Gördüğüm kadarıyla henüz tam hazır değil. En üst kat -ki muhtemelen restaurant bölümü- yapım aşamasında. Bazı mağazalar da henüz açılmamış. Forum İstanbul’un karşısında yine bir inşaat var. Ben ordayken de devam ediyordu çalışmalar. Anladığım kadarıyla orası da ek bina olacak. Eğer öyleyse gerçekten devasa bir avm olur. Forum İstanbul’un yanında IKEA ve Praktiker de var.
Hepsi yanyana güzel olmuş. Forum meydanı çok güzel. Sanki alışveriş kenti olmuş. Saturn‘e de uğradım. Baya büyük yapmışlar. Capacity’de ki Electro World çocuk kalıyor yanında. Bu arada Saturn’ün bulunduğu tarafın binası süper olmuş son model stadyumlara benziyor uzaktan.
Neyse. Asıl anlatacağım konu IKEA’da. Labirent gibi, içinden çıkmayasınız diye özenle tasarlanmış IKEA’nın gerçekten kaliteli ve uygun fiyatlı ürünleri var. Tabii her ürün için geçerli değil bu uygun fiyatlar Bazıları da mantıksız derecede tuzlu. IKEA’ ya giderseniz restaurant katına mutlaka uğrayın derim. Zaten Forum İstanbul’u da gezdiyseniz açlık ve yorgunluktan koşa koşa gideceksiniz Restaurant’daki ıvır zıvır çeşitliliği ve IKEA’da satılan her masanın orda da olması dikkatinizi çekecek. Ama siz dikkatinizi IKEA’nın spesiyali, İsveç Köftesine verin. Gerçekten çok lezzetli. Yanında patates kızartması ve yoğurt da veriyorlar. Gerçi dağkızılcığı reçeli de koyuyorlarmış tabağa ama bana vermediler
Mantı ve sarma da var ama beğeniceğinizi sanmam. Limonlu cheesecakeleri İNANILMAZ derecede ŞEKERLİ..Basmışlar şekeri resmen.. Ne iş anlamadım. Şefi görsem sorcaktım zorunuz ne diye. Bu arada bir süper şey daha, soğuk içecekler 1.25 TL ‘na sınırsız! İstediğiniz kadar için. Son olarak, tabaklarınızı bir zahmet kendiniz yerine koyun diyorlar onu da söyleyeyim.(Tabii masada bırakıp kaçabilirsiniz de!
Family Guy’dan kendi seçtiğim en iyi ya da en komik bölümler. Tabii araştırsam daha çok çıkar ama şimdilik aklıma gelenler bunlar.Kaçırdıklarım varsa yazın onları da ekleyeyim. Stewie Rules!